Yavuz Çetin

Bu yazıyı yazmak için geç olduğunu düşündüğünüzden eminim ama sanırım kafamı toplamak ve her şeyin durulmasını beklemek daha doğru oldu. Gazete ve televizyonlardan herkesin yeterince takip edebildiği bir olaydı Yavuz’un intiharı. Kimlerle çaldığı, ne kadar iyi bir müzisyen olduğu, yaşı, doğduğu yer, doktorunun ismi, yaptıkları, albümü vesaire zaten çok yazıldı çizildi.

Bu yazıdaki amacım, Yavuz’u az çok tanıyan biri olarak, sonuçta aynı barda sahne alıyoruz –alıyorduk-, olayları bir de suyun bu tarafından anlatabilmek.

Senelerce medya tarafından gözardı edilmiş bir insanın, birden ülkenin en büyük gazetelerinde baş sayfaya haber olabilmesi için ölmesi gerektiği gerçeği tekrar kafama dank etti. Birden herkes ilgilenmeye başladı Yavuz’la. Adını bilmeyen, onu dinlemeyen, yaptığı müziği entel ya da trend ayağına çağdışı bulan, ya da popüler olmadığı için umursamayan insanlar birden onun ne kadar iyi biri olduğunu anlatmaya başladılar.

Cenazesi çok kalabalıktı. Normal hayatında ondan bahsetme zahmetine bile katlanmayan ne kadar –sanatçı- varsa kameraları görünce demeçlerine başlayıp, aslında ne kadar iyi bir müzisyen ve dost olduğunu anlatmaya başladılar. Sanırım hepsine güzel bir reklam malzemesi olmuştur. (MFÖ’yu bu gruba dahil etmediğimi belirtmek isterim. Ne kadar kaliteli insanlar olduklarını tekrar kanıtlamış oldular.)

Sanırım artık birşeyler yapmaya çalışan, ya da Yavuz gibi çok şeyler yapmış, insanlara ölmeden veya popüler birinin albümünde çalmadan da değer verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.

Senin de yer aldığın sahnede çalabilmek çok gurur verici ve o kadar da hüzünlü Yavuz. Ama emin ol seni çok iyi anlıyorum.

Umarım orada hak ettiğin sevgiyi bulmuşsundur.

Umarım biz de orada veya burada hak ettiğimiz sevgiyi buluruz.

Güle güle...

Onur 'Francois' Şengül

26/08/2001

Kaynak